arşiv

‘Eğitim’ kategorisi için arşiv

Vatandaşlık Görevleri Nelerdir? Vatandaşlık Hak ve Görevleri buyrun

Perşembe, 24 Ara 2009 2 yorum

VATANDAŞLIK HAK VE GÖREVLERİ

Vatandaş:Aynı topraklar üzerinde yaşayan ve aynı devlete bağlı bireylere denir.Vatandaşlık önemli ve kutsal bir bağdır.Vatandaşlık hak ve görevleri dörde ayrılır. 1-SEÇME VE SEÇİLME HAKKI: Milletvekili,muhtar, belediye başkanı ve diğer temsilcilerin katıldığı seçme işine seçim denir. 18 Yaşını dolduran her Türk genci seçme hakkına sahiptir.Seçimlere katılmak bireylerin hakkıdır. 2-KANUNLARA UYMAK: Devlet toplumun düzenini sağlamk için kurallar koyar.Aile okul ve toplum kurallarına uymak bize yarar sağlar.Kanunlara uymayanlar cezalandırılır.Kanunlara uyulmadığı zaman toplumun düzeni bozulur.Kanunlara uymazsak suçlu duroma düşeriz. 3-VERGİ VERMEK: Devletin ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için insanlardan aldığı paraya vergi denir.Vergi paraları bize:yol,okul,hastane,okul,köprü olarak geri döner.Ülkemizdeki vergiler başlıca şunlardır:Gelir vergisi,kurum vergisi,emlak vergisi,damga vergisi ve katma değer vergisidir. 4-ASKERLİK YAPMAK: TC vatandaşı ve sağlıklı olan 20 yaşındaki herkes askere gider.Yurtta ve Dünyada geleceğimizi güvence altına almak güçlü bir orduyla olur.Ülkemizi korumak için Türk Silahlı Kuvvetleri çalışır.Bunu da hava,kara,denizkuvvetleri ile sağlarlar.

Categories: Eğitim Tags:

Çanakkale Savaşı ile ilgili Yazılar Şiirler BUYRUN

Perşembe, 24 Ara 2009 yorum yok

Çanakkale Savaşları”nda, Fransız kuvvetlerine komuta eden General Guro, savaş sırasında bir kolu ile bir bacağının bir kısmını, savaş sırasında bırakarak yurduna dönmüş. Daha sonra anlattığı bir savaş hatırasında şöyle diyor: Fransızlar, Türkler gibi mert bir milletle savaştıkları için çocuklarınızla daima iftihar edebilirsiniz. Hiç unutmam. Biraz evvel doğa çevremizde en nefis güzellikteydi. Su çiçekleri, leylaklar, Peygamber çiçekleri, papatyalar bir gökkuşağı âlemi oluşturuyorlardı. Şimdi, savaş sahasında dövüş bitmiş, o güzelim tablo, kan revan içindeydi. Yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk. Az evvel, Türk ve Fransız askerleri süngü süngüye gelip ağır kayıplar vermişlerdi. Bu sırada gördüğüm bir hadiseyi ömrüm boyunca unutmayacağım. Yerde bir Fransız askeri yatıyor, bir Türk Askeri kendi gömleğini yırtmış, onun yaralarını sarıyor, kanlarını temizliyordu. Tercüman vasıtasıyla bir konuşma yaptık: Niçin, öldürmek istediğin askere şimdi yardım ediyorsun? Mecalsiz haldeki Türk askeri şu karşılığı verdi: Bu Fransız yaralanınca yanıma düştü. Cebinden yaşlı bir kadın resmi çıkardı. Bir şeyler söyledi! Anlamadım!.. Ama herhalde annesi olacaktı. Benim ise kimsem yok! İstedim ki, o kurtulsun, anasının yanına dönsün!.. Bu asil ve alicenap duygu karşısında hüngür hüngür ağlamaya başladım. Bu sırada, emir subayım Türk askerinin yakasını açtı!.. O anda gördüğüm manzaradan yanaklarımdan sızan yaşların donduğunu hissettim! Çünkü, Türk askerinin göğsünde, bizim askerinkinden çok daha ağır bir süngü yarası vardı ve bu yaraya bir tutam ot tıkamıştı!.. Az sonra ikisi de öldüler!!!

Gerçek bir Hikaye

Kocadere köyünde yaralılar için büyük bir sargı yeri kurulur…kimi bosnalı,kimi urfalı,kimi azeri,kimi halepli çok sayıda yaralı getirilir. Bunlardan biri Lapsekinin Beybaş Köyündendir…yarası oldukça agırdır.Zorlukla nefes almaktadır…komutanına şunları söyler: “Biliyorum,ölme ihtimalim çok yüksek…ben bir pusula yazdım,arkadaşıma ulaştırın..”Tekrar derin derin nefes almaya çalışır.Tekrar konuşur: “Ben Lapsekiliyim…köylüyüm…İbrahim Onbaşıdan 1 mecidiye borç almıştım,kendini göremedim…ölürsem söyleyin,hakkını helal etsin..!” “Sen merak etme evladım” der komutan acı içinde,üzgün…kollarında can verir Lapsekili er… Aradan çok geçmeden yine yaralılar getirilir.Bunlardan çogu zaten oraya getirildiginde şehit düşmüştür…hepsi de çok agır yaralar içindedirler… Şehitlerin üzerlerinden çıkan künyeler,pusulalar,eşyalar komutana ulaştırılır.Komutan pusulalardan birini elleri titreyerek açar ve göz yaşlarına artık hakim olamaz.Pusulada şöyle yazmaktadır: “Ben Beybaş Köyünden arkadaşım Halil”e 1 mecid borç vermiştim,kendisi beni göremedi…biraz sonra taarruza kalkacagız,belki ben dönemem… Arkadaşıma söyleyin;Ben Hakkımı Helal Ettim..

Çanakkale

Bir efsanedir Çanakkale Savaşı,

Kalktı binlerce şehidin naaşı,

Destanlaştı Mehmet oğlu Koca Seyit Onbaşı

Vurdu kardaş,kardaşı…

İnglizler kurdu tuzakları,

Siper ettiler zavallı Anzakları

Düşmanlar Türk’ün gücünden ürktü,

Baş mimarımız Atatürktü

Kahramanca savunduk tepeyi,dağı,bayırı

Destanın adı Anafartalar,Seddülbahir; Conkbayırı

Bayrakları bayrak yapan kandı,Çanakkale’de döktük kanı,

Satmadık hiçbir zaman bu cennet vatanı

Tarihin akışını değiştiren,

Türk’ün şan ve şerefini zirveye eriştiren,

Vatana sevgi duygusunu geliştiren,

İman gücünü bayraklaştıran,

Ve orada savaşanları kutsallaştırıp kahramanlaştıran,

Görkemli bir destandır Çanakkale

Mayın gemimiz Nusred’ti

Yüce Rabbim’e bin şükür bize yardım etti

Şehid oldu binlerce er,

Çanakkale ebedileşen zafer…

Çanakkale 250Bin şehidin kefensiz yattığı,

Türk’ün şanına şan kattığı,

Ve bir devrin battığı yerdir…

Şuheda yetmez sana abide,anıt,

İşte Çanakkale en büyük kanıt…

Gün o gündü

ne çok eskidi düşler ufak adımlarla

ne çok sonbahar

dündü yüreğimizin bir taka gibi çırpınışı

akan günde aç açık

terleyen avuçlarımızın şarkılarını mırıldandığımız

kavrulan yazı

umursamadığımız kışı

devrimi sevdayı barışı

sözlerimiza bayrak ettiğimiz gündü

ne çok eskidi yeminler ufak yalanlarla

ne çok döneklik

dündü karanlıktan hesap sorduğumuz

kahırlı gecelere boşverip ay ışığında

sorgülanan ömürleri güneşe verdiğimiz

yüreklere kazınan bir sevdaydı bağımsızlık

altıncı filo’nun yüzüne tükürdüğümüz gündü

ne çok eskidi yurtseverlik uzak pazarlarda

ne çok dolar

ne çok hainlik

dündü çanakkale anafartalar

ve o ‘mavi gözlü dev’

sömürgeciye karşı haykırdığımız gün

dündü

dündü

gün o gündü

Çanakkalem

Seni anlatmaya yetmez bu diller

Senin tarihini bilmez bu eller

Seninle ölmeye vaat edenler

Toprağın altında rahat edendir

Çanakkalem o ne büyük zaferdir

Yirmi bir düşmana bir türk biçilir

Uğrunda çarpışan erler seçilir

Bu destan için bir anıt dikilir

Üstüne şanlı al bayrak dikilir

Çanakkalem o ne büyük zaferdir

Zaferden zafere gark olan günler

Yediden yetmişe verdi ümitler

Toprağa sarılan canım bedenler

Yılmadan ölümle raks edenlerdir

Çanakkalem o ne büyük zaferdir

Denizde karada çarpışan asker

Vurulmuş yinede bu derdi çeker

Kutsaldır yücedir vatan her sefer

Nusretin düşmanı yardığı yerdir

Çanakkalem o ne büyük zaferdir

Dağlardan inen bu şanlı melekler

Karışan şafakta verir bize fer

Senindir bu zafer sevin muzaffer

Şanının adının konduğu gündür

Çanakkalem o ne büyük zaferdir

İlkbahar sabahı açılan güller

Sevgi bahçesine konmayı bekler

Bir toprak uğruna ezilen erler

Şehitler tahtında Rabbe gülendir

Çanakkalem o ne büyük zaferdir

Tazecik zihinler bu günü beller

Yıkılmaz çanakkalem yıkılmaz derler

Ecdadın kanıdır sulanan yerler

Her şey vatan için şeref içindir

Çanakkalem o ne büyük zaferdir

O gün bir buluttur kendine çeken

O gün bir umuttur mahvolup giden

O mucize ile hayrete düşen

Denize dökülen düşman şahittir

Çanakkalem o ne büyük zaferdir

Çanakkale Destanı

Titredi tüm bedenim toprağında gezerken

Bir unutulmaz destan yazmıştı Çanakkale

Orduyu Cibril Emin bir sıraya dizerken

Gökten inen orduyu sezmişti Çanakkale

Her yiğit bir Hamza’dır Bedir’e denk bir olay

Millet yerinden kalktı, melekler tekmil alay

Bu nusret-i ilahi anlatmak dile kolay

Savaştaki esrarı çözmüştü Çanakkale

Mabedin vatanını ancak onlar alırdı

Ölünecekse eğer yine onlar ölürdü

Milletin sinesinde ismi baki kalırdı

Cennet’ül muallayı gezmişti Çanakkale

Kaderi yazan kalem zaferle nokta koydu

Kurumuş çorak toprak şehit kanına doydu.

Çanakkale geçilmez destanı işte buydu

Düşmanını onurla ezmişti Çanakkale

Kocatepe sırtında çarpınca bir şarapnel

Saatler sukut etti,Gaziyi tuttu bir el

Cennetten esip gelen lahuti kokulu yel

Düşmanın yaptığına kızmıştı Çanakkale

Gönlümün kabesini diktim artık başına

Kur’anı ayet ayet yazdım mezar taşına

Yazılmaz böyle destan rast gelinmez eşine

Zaferi gönüllere kazmıştı Çanakkale

Destanlara destan olan yurt Çanakkale’de

Türk tarihinde unutulmaz vardır şanın şöhretin

Çanakkale boğazında Türkün gücünüde öğrettin

Mehmet’in dünyaya neler yapacağını gösterdin.

Toprağında akıl almaz kahramanlık var Çanakkale

Destanlara destan olan yurt Çanakkale’de

Düşman bataryaları mevzilere ateş kustukça

İmanlı Mehmet’im göğsünü siper ettikçe

Göğüste mermi parçalanıp yere düştükçe

Her günün bir başka destandır Çanakkale

Destanlara destan olan yurt Çanakkale’de

Düşman zırhlılarından mermi yağmuru yağar

Mehmet din imanı havada mermiyi tutar

Mermiler havada sevdalanır birbirini öper

Dillere sen destan oldun şan Çanakkale

Destanlara destan olan yurt Çanakkale’de

Düşman gemileri tabyalara mermi yağdırır

Nüsret gemisi gece boğaza mayın döktürür

Düşman zırhlılarını birebir boğaza gömer.

İmanın imansıza hükmettiği sen Çanakkale

Destanlara destan olan yurt Çanakkale’de

Her iki yakanda mevziler uzayıp gider

Her atılan mermi düşmanı sulara gömer

Yirmi altı sayısının sırrını boğazda çözer

Düşmana geçit vermeyen sen Çanakkale

Destanlara destan olan yurt Çanakkale’de

Çanakkale’nin geçit vermez bayırları

Düşman her taraftan kesti yolları

Mehmet’im süngü harbiyle attı onları

Türk’ün ateşle imtihanı sen Çanakkale

Destanlara destan olan yurt Çanakkale’de

Categories: Eğitim Tags:

2010 KPSS Başvuru Tarihi Ne Zaman? 2010 Yılı Kpss Tarihleri buyrun

Çarşamba, 23 Ara 2009 1 yorum

ÖSYM gelecek yıl lisans, ön lisans ve ortaöğretim mezunları için KPSS düzenleyecek.
Lisans mezunları için 10-11 Temmuz 2010′da, ortaöğretim ve ön lisans mezunları için 26 Eylül 2010 tarihlerinde KPSS yapılacak.
Lisans adayları 10-21 Mayıs 2010, ortaöğretim ve ön lisans adayları 31 Mayıs-2 Temmuz 2010 tarihleri arasında başvuru yapabilecek.

Lisans mezunları 1. oturum için 35 lira, 2. oturum için 55 lira, 3. oturum için 75 lira, dördüncü oturum 95 lira ödeyecek. Ön lisans ve lise mezunları ise 35 lira sınav ücreti alınacak..

ilgili aramalar: 2010 kpss başvuru tarihi, 2010 kpss tarihleri,başvuru tarihleri,2010 yılı kpss sınav tarihleri,2010 kpss başvuru tarihi ne zaman,yapılacak

Categories: Eğitim Tags:

Atatürkün Samsuna Gidişinin Nedenleri buyrun

Salı, 22 Ara 2009 2 yorum

Atatürk’ün Samsun’a gidişinin nedeni

Dönemin şartları içinde Samsun ve dolayları mütareke Türkiye’sinin en çapraşık çete faaliyetlerine sahne olan ilimizdi. Mevcut çete faaliyetlerinin çoğunluğunu Pontusçu Rumlar oluşturmaktaydı. Mustafa Kemal Paşa’nın, IX. Ordu müfettişliğine atanmasının başlıca nedeni de bu yöredeki Rumları, orada yaşayan Türklere karşı korumak ve Anadolu’da kurulmakta olan milli cemiyetleri dağıtmaktı.

Onun bu göreve atanmasındaki isabetlilik, şahsi kaygı ve korkuların bariz şekilde ön plana çıktığı günlerde “Milli Mukavemet” fikrini en üst düzeyde düşünen ve bunun uygulaması için çaba gösteren kişi olmasından kaynaklanmaktaydı. O daha İstanbul’a gelmeden önce sahip olduğu bu düşüncesini bir sır gibi vicdanında saklamış; Anadolu topraklarına ayak basar basmaz bu düşüncesini uygulamaya başlamıştır.

Öte yandan Samsun’un Milli Mücadeledeki diğer önemli tarafı, Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a ilişkin görevinin belirlenmesinde Osmanlı Hükûmeti’nin ne derece etkili olduğu hususudur. Çünkü Samsun’a gidiş, başlangıçta mevcut hükûmete karşı bir tavır değil bilakis İstanbul Hükûmeti’nin zaruri gördüğü askeri ve idari bir sorumluluktur. Ancak gerek olayların seyri gerekse Atatürk’ün bizzat kendisinin dile getirdiği hatıralarından anlaşılan, İstanbul Hükûmeti’nin Mustafa Kemal Paşa’yı bu göreve getirişinde aynı düşüncelere ve hedeflere ulaşmak isteğinin olmamasıdır.

Nitekim, Mustafa Kemal Paşa Sivas’ta, Heyet-i Temsiliye Karargahında Samsun’a gidişini Kılıç Ali’ye şöyle anlatmıştır (Ekim 1919);

“… Ben tasarladığım programımı Şişli’deki evimin bir köşesinde oturarak ve birtakım pestenkerani anasırla görüşerek tatbik edebileceğime kani olmadığım içindir ki doğrudan doğruya milletle temasa gelmek istedim. Cevherini çok ala bildiğim ve çok sevdiğim milletimin içinde ve onunla birlikte hareket etmeyi daha faydalı, hatta çok lüzumlu gördüm. Senelerden beri ıstırap içinde bulunan Anadolu’nun derhal varlığına karışmak elbette ki daha salim bir düşünce idi. Bundan dolayı 3.Ordu Müfettişliğine tayinimi temin ettim ve Seyrisefainin küçük bir vapuruna binerek karargahımla birlikte alelacele yola çıktım. Bazı dostlarım bana İngilizlerin yolda gemiyi batırması ihtimali olduğunu söyledikleri halde kulak asmadım, kıymet vermedim…”.

Mustafa Kemal Paşa İstanbul’dan Anadolu’ya geçişini anlatırken gözleri parlayarak bütün heybetiyle memleket için yegane kurtuluş çaresinin, milli birliğin muhafazası olduğunu ve içinde yaşanılan felaketlere birlikte mukavemet edilerek milletin ancak bu sayede kurtulabileceğini, milletle beraber behemehal ve mutlaka bu gayeye varacağı kanaatini izhar ediyordu” demiştir.

“Mustafa Kemal Paşa ‘nın 9. Ordu Müfettişliğine tayini, Ali Fuad (Cebesoy) Paşa’dan başlayıp zamanın dahiliye nazırı Mehmet Ali Bey Sadrazam Damad Ferid Paşa ve Sultan Vahideddin’e kadar uzanan bir tavsiye zinciri sonucunda gerçekleşmiştir.

Mehmet Ali Bey’in Ali Fuat Paşa’nın ailesi ile dünür olması ve bu arada Ali Fuat Paşa’nın rahatsızlığı dolayısıyla Ankara’dan İstanbul’a gelmesi sırasında ona bu tavsiyede bulunmakla kalmamış, aynı zamanda onun İttihatçı olmadığına Mehmet Ali Bey’i ikna etmiştir. Öte yandan Samsun ve havalisinde asayişsizlik durumu ortaya çıkınca Mehmet Ali Bey Sadrazam Damad Ferit Paşa’ya meselenin halli için bölgeye Mustafa Kemal Paşa’nın gönderilmesini teklif etmiş ve ayrıca onu bu hususta ikna etmeyi de başarmıştır. Damad Ferit Paşa meseleyi Padişah’a arz ederken göreve Mustafa Kemal Paşa’nın tayini için ayrıca Vahideddin’i ikna etmesi gerekmemiştir. Zira Sultan Vahidettin Mustafa Kemal Paşa’yı çok iyi tanımakta olup şahsi kabiliyetini takdir etmekte ve değerini bilmektedir.

Mustafa Kemal Paşanın 9. Ordu müfettişliğine tayininde başta Sultan Vahidettin olmak üzere zamanın sadrazamı Damad Ferid Paşa, Dahiliye nazırı Mehmed Ali Bey, Harbiye Nazırı Şakir Paşa, Erkan-ı Harbiye-yi Umumiye Reisi Cevad (Çobanlı)Paşa ve Erkan-ı Harbiye-i Umumiye İkinci reisi Diyarbekirli Kazım Paşa gibi büyük devlet erkanından bazıları şahsi kaygılarını bazıları da milli menfaatleri gözeterek bu tayin üzerinde hepsi de etkili rol oynamışlardır. Her ne sebeple olursa olsun Mustafa Kemal Paşa’nın tayini meselesi başlangıçta normal bir idari-askeri karar gibi gözükmüş fakat sonuçları itibariyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir milletin istiklal mücadelesinde hareket noktasını oluşturmuştur.

Atatürk, Nutuk’ta memleketin kurtuluşuyla ilgili o gün varolan birkaç çareyi izahtan sonra kendi kararını “ciddi ve hakiki karar olarak telakki etmekte ve bunu “Efendiler, bu vaziyet karşısında bir tek karar vardı. O da hakimiyeti milliyeye müstenit, bilakaydüşart müstakil yeni bir Türk Devleti tesis etmek! ” olarak açıkladıktan sonra “İşte daha İstanbul’dan çıkmadan evvel düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz tatbikatına başladığımız karar, bu karar olmuştur.” demektedir.

Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’daki Faaliyetleri

Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a gelir gelmez müfettişliğin kendisine yüklediği vazifeleri yerine getirmek amacıyla Samsun’da kaldığı beş-altı gün içinde durumu incelemiş, ve beraberinde gelen arkadaşlarından Refet (Bele) Beyi Samsun (Canik Sancağı)’a mutasarrıf atamış, daha sonra da Erzurum’da bulunan XV. Kolordu komutanı Kazım Karabekir ve Ankara’da bulunan XX. Kolordu Komutanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşalara telgraf çekerek, Samsun’a geldiğini bildirmiş ve kendisiyle ilişki kurmalarını istemiştir.

22 Mayıs 1919 tarihinde hazırlamış olduğu rapor, birçok noktalarda, Ordu Müfettişliği talimatının sınırlarını aşarak, bütün memleketin kaderi ile ciddi bir şekilde uğraşmış olduğunu göstermektedir. Milli Mücadelenin ilk ana programını teşkil eden rapor, özetle şu fikirleri kapsamaktaydı:

1. Samsun bölgesi Rumları siyasi emellerinden vazgeçerlerse, asayiş kendiliğinden düzelir.

2. Türklüğün yabancı mandasına ve kontrolüne tahammülü yoktur.

3. Yunanlıların İzmir’de hakları yoktur. İşgal geçicidir.

4. Millet, milli hakimiyet esasını ve Türk milliyetçiliğini kabul etmiştir. Bunu gerçekleştirmeye çalışacaktır.

Bu rapor, 19 Mayıs Ruhunun dayandığı temelleri tespit etmesi bakımından önemlidir. Raporda, Rum azınlığın faaliyetlerine, Yunanlıların İzmir’i işgal faaliyetlerine açıkça karşı çıkış vardır. Bununla birlikte Türklüğün yabancı mandasına tahammülü olamayacağının açıkça ilan edilmesi ve milli mücadele hareketinin referanslarını Türk Milliyetçiliği fikriyatına bağlanması fevkalade önemlidir.

Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a gelmesiyle ilgili 1927 yılına ait bir yazıda şunlar yazılmıştır:

“Ordu müfettişi namı altında memleketimize ayak basan bu simadan o zaman kimse bir şey anlamamıştı… Çünkü o zaman memleket kafası yerinde anlayacak vaziyette değildi. Muhtelif ve mütteza kavgaların hasıl ettiği hay-huy içinde kendinden geçmiş gibi idi. O büyüksima, burada bir hafta sessiz durdu. Etraf ve eknahı dinledikten sonra mekanı Anadolu içlerine nakletti. İşte o zaman o büyük simadan bir şeyler okunmağa başladı. Meğer o sima, o zat, o zeka ordu müfettişi değil, bir vatan mübeşşiri imiş…üç sene sonra vatanın nail olacağı şerefli istiklalini müjdeliğe gelmiş. Pek sarih olarak malûmdur ki böyle bir nasib davasındaki hakkımızın mertebesi yüksekti. Belki de birincidir. Çünkü Anadolu’yu kurtarmağa gelen o büyük Türk, Anadolu toprağı olarak ilk adımını Samsun iskelesine atmıştır.”

Mustafa Kemal Paşa, Samsun’da güvenliğin korunmasını sağlayacak tedbirleri aldıktan ve ordu ile ilk teması kurduktan sonra hem daha sakin bir çevrede çalışmak ve Anadolu’nun içlerine doğru biraz daha ilerlemek hem de Samsun’un İngiliz işgalinde ve kıyıda bulunması ve civarındaki Rum çetelerinin faaliyetinden ötürü karargahının içerde daha emin bir yere naklini gerekli gördüğünden 25 Mayıs 1919 günü “Gençlik Marşı”nı söyleyerek 80 km içerideki küçük bir kaplıca kasabası olan Havza’ya gelerek halkı milli mücadele fikri etrafında toplamaya ve hazırlamaya başlamıştır. Milli Mücadelenin ilk yıllarındaki harekatın ordudan çok “Kuva-yı Milliye”ye dayanması da ihtilali halka mal etmek amacına hizmet etmiştir.

Categories: Eğitim Tags:

Dil ve Kültürün Ortak Özellikleri BUYRUN

Salı, 22 Ara 2009 3 yorum

Dil ve Kültür’ün Ortak Özellikleri;

•Dil ve kültür geçmiş ile gelecek arasında bir köprü vazifesi görür.
•Bir toplumun oluşmasında ve ayakta kalmasında ortak dil ve kültürün önemli bir payı vardır.
•Kültür ve dil bir toplumun yaşayış biçiminden önemli izler taşır.
•Kültür ve dil bir milletin en önemli ortak özelliklerindendir.

- ikisininde ilkeleri wardır,nesilden nesile aktarılırlar,ikisi birbirini tamamlar ve ayrılmaz bir bütündür,ikiside geliştirilebilir,toplumsaldırlar..

Categories: Eğitim Tags:
idaa oyun oyna bilmeceler fesbuk Değişik oyunlar facebook giriş Güzel mesajlar komik sözler gmail giriş hosting