EN GÜÇLÜ 15 ANTİBİYOTİK BİTKLER NELERDİR -NEDEN EN GÜÇLÜ ANTİBİYOTİKLER BUNLAR

Cuma, 03 Eyl 2010 yorum yok

antibiyotik etkili en güçlü 15 bitki…
Adaçayı Akasya
Altınmühür
Ardıç
Bal
Ekinaka
öreypfrut
Kriptolepsis
Meyan
Okaliptüs
Pelin
Sarımsak
Sarısabır
Usnea
Zencefil

cixblog.com

Categories: Güncel Tags:

KAHVENİN FAYDALARI ZARARLARI

Cuma, 03 Eyl 2010 yorum yok

* Kanser riskini azaltıyor. Bazı kanser türlerinde özel olarak faydalı. İçilen miktara göre bağırsak kanseri riskini % 50, mide kanseri riskini % 30, karaciğer kanseri riskini ise % 75′e kadar düşürdüğü biliniyor. Birçok kanser türünden koruyucu etk

Kahvenin bazı faydaları:

* Kanser riskini azaltıyor. Bazı kanser türlerinde özel olarak faydalı. İçilen miktara göre bağırsak kanseri riskini % 50, mide kanseri riskini % 30, karaciğer kanseri riskini ise % 75′e kadar düşürdüğü biliniyor. Birçok kanser türünden koruyucu etkisi var.

* Kalp sağlığı açısından son derece faydalı..Kalp krizi riskini ciddi oranda düşürüyor.Çok fazla içildiğinde tansiyonda 1 birim yükselmeye neden olsa da, uzmanlar bu tansiyon yükselmesinin geçici ve zararsız bir yükselme olduğunu belirtiyor.

* Beyin ve damar sağlığı açısından çok iyi etkileri olduğu biliniyor. Özellikle felç riskini düşürüyor.

* İntihar eğilimini ve depresyonu % 60′lara varacak oranda radikal bir biçimde azaltıyor. Diğer psikiyatrik hastalıklara da iyi geliyor.

* Stresi ve stresin vücuda verdiği zararı ciddi bir biçimde düşürüyor.

* Karaciğer sağlığı için mucizevi bir etkiye sahip. Siroz hastalarında dahi hastalığın ilerleyişinin durmasına yol açıyor. Karaciğeri, alkol ve çeşitli kimyasal maddelerin zararlı etkilerinden koruyor. Siroza yaklanma riskini radikal bir biçimde azaltıyor.

* Kas sağlığı üzerinde çok marjinal faydaları var. Kaslardaki adenozin- kalsiyum mekanizmasına olumlu yönde tesir ederek, kas sağlığına ve kas gelişimine ciddi bir biçimde katkı sağlıyor. Bu katkı o kadar dikkat çekiciki; ABD’de en çok kahve tüketen kişilerin profosyonel sporcular olduğu biliniyor. Rekortmen yüzücü Micheal Phelps’in elinden kahve bardağını neredeyse hiç düşürmediği biliniyor.

* Yaşlanmayı geciktiriyor. Ekvator’da kahve tarlalarında çalışan kadın işçilerin, tüm vücutlarının yaşlanmasına rağmen ellerinin genç kaldığını farkeden uzmanlar, olayı biraz araştırdıklarında, bu mucizevi etkiyi kahve bitkisinin yarattığını farketmişler. Bu keşiften sonra günümüzde birçok kozmetik ürünün, bileşimine kahve özütleri ilave edilmiştir.

* Motivasyonu arttırıyor. Özellikle spor müsabakalarından, antremanlardan ve sınavlardan 30-60 dakika önce tüketilmesi, moral bozukluğunu gideriyor ve negatif stresi azaltıyor.

* Saç dökülmesine karşı son derece olumlu tesirleri olduğu biliniyor. Saçların dökülmesine yol açan hormonların, plazma proteinlerine bağlanma oranını düşürüyor. Özellikle topikal kullanımda çok daha etkili.

* Metobolizma hızını arttırıyor. Şişmanlık ve obezite riskini azaltıyor. Vücudun formda ve zinde kalmasına yardımcı oluyor. Bu etkisinden ötürü, günümüzde bilimsel temel esas alınarak hazırlanmış olan birçok diyet listesinin baş tacı olan içecek haline gelmiştir kahve.

* Diyabet yani şeker hastalığına yakalanma riskini yarı yarıya azaltıyor.

Bazı uyarılar:

* Kahve çok sıcak içilmemeli. Çok sıcak sıvı tüketmenin ağız, dil ve gırtlak kanserlerine yakalanma riskini arttırdığı biliniyor.

* Kahve, şekersiz veya az şekerli içilmeli. Lezzet amaçlı olarak yiyecek ve içeceklere ilave edilen şekerin birçok zararı olduğu günümüzde biliniyor.

* Aç karnına veya tıkabasa yenen bir yemekten sonra hemen tüketilmemeli. Yemeklerden 1 saat sonra tüketilmeli.

* Uykudan evvel tüketilmemeli. Zira kahvenin, uyanık tutma etkisinden ötürü uykuyu kaçıracağı herkes tarafından bilinmektedir.

* Kahve tüketiminde marketlerde satılan tek içimlik veya hazır kahveler yerine Türk kahvesi veya filtre kahve tüketilmeli. Marketlerde satılan hazır kahvelerin içinde kahvenin bozulmasını engelleyen kimyasal maddeler ilave ediliyor.

* Kahve tüketiminde çok aşırıya kaçılmamalı. Herşeyin kararında tüketiminin fayda sağladığı, abartmanın ise zarar verdiği bilinmeli.

* Mümkünse süt ile birlikte içilmemeli. Süt, mide asit salgısını ciddi bir biçimde arttıran bir gıda. Kahve ile süt karıştırıldığında, mide yorgunluğuna yol açabiliyor. Süt ile kahve karışımı, hem kahvenin kalorisini arttırıyor; hemde mideyi yorabiliyor. Süt ile kahve karıştırılmamalı ancak günde 5 fincanın üzerinde kahve tüketenler muhakkak yatmadan evvel bir kase yoğurt veya bir miktar brokoli tüketmeli. Yada kalsiyum tabletlerinden kullanmalı. Çünkü gereğinden fazla kahve tüketimi, kandaki kalsiyum miktarını düşürüyor.

cixblog.com

Categories: Güncel Tags:

KRONİK YORGUNLUK

Cuma, 03 Eyl 2010 yorum yok

İçinde bulunduğumuz zamanda stressiz bir iş bulmak mümkün gibi görünmüyor. Yaşadığımız stresin bedelini ise bazen sağlığımızı kaybederek pahalıya ödüyoruz. Genel anlamda stresin yol açtığı kronik yorgunluğu ise hiçte hafife almamak gerekli. Bazen çok cidd

bulunduğumuz zamanda stressiz bir iş bulmak mümkün gibi görünmüyor. Yaşadığımız stresin bedelini ise bazen sağlığımızı kaybederek pahalıya ödüyoruz. Genel anlamda stresin yol açtığı kronik yorgunluğu ise hiçte hafife almamak gerekli. Bazen çok ciddi rahatsızlıkların habercisi olabiliyor. İşte kronik yorgunluk hakkında daha detaylı bilgiler…


Güven Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Bekir Yazan, kişinin kendini bitkin hissetmesi, küçük enerji gerektiren işleri tamamlayamaması veya bir işin sonunda dingin hale geçememesi durumunda, kişinin yorgunluk açısından sorgulanması gerektiğini söyledi.

Yorgunluğun bir hastalık olmadığını ifade eden Yazan, “Yaşam tarzındaki düzensizliğin bir sonucu olabileceği gibi bir hastalığın belirtisi de olabilir. Ancak 15 günden fazla süren bir yorgunluk varlığında hekime başvurmak gereklidir” dedi.

Ciddi yorgunluğun hastalar arasında sık görülen bir şikayet olduğunu ifade eden Dr. Yazan, “Çoğunlukla, geçici veya tanımlanabilen organik bir hastalığa bağlıdır” dedi. Dr. Yazan yorgunluk sebeplerini ise şöyle sıraladı:

Düzensiz yaşam; yetersiz uyku ve uyku düzensizliği, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, aşırı sigara ve içki tüketimi, aşırı çalışma, anemi, enfeksiyonlar; kronik gizli enfeksiyonlar, lyme hastalığı, virüsler, bağırsak paraziti, hipotiroidizm, ameliyat veya travma, bunaltı ve stres, depresyon, aşırı kilo veya aşırı zayıflık, uyku apnesi, alkolizm ve uyuşturucu bağımlılığı, aşırı kafein tüketimi, kanser, sistemik hastalıklar; akciğer, kalp, karaciğer, böbrek, sinir ve damarların kronik hastalıkları, otoimmün hastalıklar, hormonal hastalıklar, ilaçların yan etkisi ve antidepresanlar, antihistaminikler, hipertansiyon ilaçları veya prostat kanseri, tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar.

Yorgunluk daha çok kadınlarda görülüyor
Dr. Yazan “Kronik Yorgunluk Sendromu”nun henüz çok iyi tanınmayan, bu sebeple de çoğu kez tanısı konulamayan ve gözden kaçan bir problem olduğunu ifade ediyor. Özellikle eğitimli, gelir seviyesi yüksek, çalışan kesimde daha sık görülüyor. Yaklaşık %70 oranında kadınlar ve özellikle 30-50 yaş grubunu etkiliyor.

Kronik yorgunluk belirtileri
Klinik olarak değerlendirilmiş, tanımlanamayan devamlı veya tekrarlayan yorgunluğun yeni veya bilinen bir zamanda başlaması (örneğin yaşam boyunca olmaması),
Yorgunluğun devam eden bir hareketlilik sonucu olmaması, dinlenmekle hafiflememesi,
Yorgunluğun iş, eğitim, sosyal ve özel yaşam aktivitelerinde belirgin azalmaya yol açması,
Konsantrasyon bozukluğu ve hafızada bozulma, boğaz ağrısı, kas ağrısı, çeşitli eklemlerde kızarıklık veya şişlik olmaksızın ağrı olması; yeni oluşan, şekil değiştiren veya ciddileşen baş ağrısı, sabah uyanınca kendine gelememe (uykulu olma halinin devam etmesi) kronik yorgunluğun belirtileri arasındadır.

Stresi kontrol edebilmeliyiz
Stresin yaşamın bir parçası olduğunu ifade eden Yazan, “Ancak stresi kontrol etmeyi bilmeliyiz. Herkesin bir stres eşiği vardır ve bu eşiği aşmamak gerekir. Düzenli hayat tarzı, hafif fiziksel egzersizler, sağlıklı beslenmek ve ideal kiloyu korumak da kronik yorgunluk sendromu ve benzeri rahatsızlıklardan korunmak için uygulanması gereken temel kurallardır” dedi.

Ayrıca uyku ritmine dikkat etmek gerektiğini de belirten Yazan, “Rahat bir uyku için yatağa girmeden önce günlük bütün stres nedenlerini akıldan uzaklaştırmak, hoşa giden konuları düşünmek veya kişinin hoşlandığı bir film seyretmesi, düzenli bir uykuyu sağlayabilir. Alkol ve sigarayı azaltmak da yorgunluktan kurtulmada en önemli etkenlerden birisidir” diye konuştu.

Dr. Yazan şunları söyledi: “Mümkünse iş yoğunluğunu azaltmak, sorumlulukları paylaşmak veya kısa süreli iş ortamından uzaklaşmak faydalı olabilir. Yoga ve meditasyonun da yararlı olduğu bilinmektedir. Ayrıca, mutlaka doktor kontrolünde olmak kaydıyla belirli süre için vitamin ve mineral takviyesi önerilir.”

cixblog.com

Categories: Güncel Tags:

GÖZ TANSİYONU (GLOKOM) BELİRTİLERİ-TEDAVİSİ VAR MI? VARSA NE

Cuma, 03 Eyl 2010 yorum yok

Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen glokom hastalığı bazen önemsenmesede oldukça tehlikeli bir hastalık.

tansiyonu olarak bilinen glokom hastalığı bazen önemsenmesede oldukça tehlikeli bir hastalık.
Eğer gerekli tehşis ve tedbirler alınmassa körlüğe kadar ilerleyebiliyor.
Türk Oftalmoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nevbahar Tamçelik, yaptığı yazılı açıklamada, glokomun her yaşta görülebilecek bir hastalık olduğunu ancak olguların yüzde 75′inin 65 yaş üzerinde olduğunu kaydetti.

Glokom hastalığının dünyadaki körlüklerin yüzde 13.5′ini oluşturduğunu ve en sık görülen ikinci körlük nedeni olduğunu ifade eden Tamçelik, glokomun her 10 bin kişiden dördünde görüldüğünü, bu oranın yaş ilerledikçe arttığını, 40 yaşın üzerinde görülme olasılığının yüzde 2 olduğunu belirtti.
Tamçelik, yaptığı açıklamada şunlara dikkat çekti:
“Normal koşullarda göz içi oluşumlarının beslenmesi için göz içi sıvısı bulunur ve bu sıvı normal göz tansiyonunu oluşturur. Normal göz tansiyonu 10-20 mmHg arasıdır. Bu sıvı bir yandan üretilirken diğer yandan bazı kanallarla göz dışına atılır. Bu kanallarda tıkanıklık oluştuğunda göz sıvısı gözde birikir ve göz tansiyonunu yükseltir. Yükselen göz tansiyonu, baskı yaparak görmeyi beyne ileten görme siniri hücrelerinin beslenmesini baskı yaparak bozar ve bu hücreleri yavaş yavaş öldürerek çevreden merkeze doğru ilerleyen görme kaybına neden olur. Hücrelerin hepsi öldüğünde tam görme kaybı oluşur. Glokom her bireyde ortaya çıkabilecek bir hastalık olmasına karşın bazı faktörler hastalık riskini artırmaktadır. Bunlar, göz içi basıncının yüksek olması, ileri yaş, ailede glokom öyküsü, miyopi, diyabet ve bazı damarsal hastalıklardır.”

cixblog.com

Categories: Güncel Tags:

GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALAR

Cuma, 03 Eyl 2010 yorum yok

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar kısacası GDO hayatımıza Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın yeni yönetmeliğiyle girdi. Bu yönetmelik GDO’lu ürünlerin ithalatını kolaylaştıracak maddeler içeriyordu.

Kansere yol açabilir

Bazı uzmanlar genetiğiyle oynanmış bu ürünlerin insan sağlığını önemli derecede tehdit ettiğini, insan sağlığı üzerindekileri etkileri için yapılmış bir bilimsel araştırma olmadığını belirtiyorlar. Bu ürünlerin zararlı olduğunu savunanlar GDO’lu ürünlerin alerji başta olmak üzere antibiyotiklere karşı dayanıklılık oluşması, organ yetersizliği ve kanser gibi hastalıklara neden olduğunu belirtiyorlar.

Hazır gıdalara dikkat

Farelerde yapılan deneylerden yola çıkılarak ortaya atılan bu iddialar ise hazır gıda maddelerinin zararlı olduğunu gösteriyor. Çünkü hazır gıda maddelerinde GDO’lu olduğu bilinen soya kullanıldığı söyleniyor. GDO’lu ürünler arasında pamuk, soya, kanola ve mısır bulunuyor.

Dört ülkede üretiliyor

GDO üretiminin yüzde 99’unu ABD, Arjantin, Kanada ve Çin yapıyor. Uzmanlar bu yönetmeliğin büyük şirketlere kar sağlamayı amaçladığını ve insan sağlığını hiçe saydığını söylerken Tarım Bakanı Mehdi Eker, bu yönetmeliğin Avrupa Birliği Yönetmeliği’ne uygun olduğunu savunuyor.

Kaynak : hürriyet.com.tr, cixblog.com

Categories: Güncel Tags:
idaa oyun oyna bilmeceler fesbuk Değişik oyunlar facebook giriş Güzel mesajlar komik sözler gmail giriş hosting