LENS GÖZLERİ BOZAR MI ?-LENS GÖZLERE ZARARLARI

Çarşamba, 01 Eyl 2010 yorum yok

Lens Gözleri bozarmı sorusuna açık ve net bir cevap verilememektedir. Ancak kullanan kişilerin yaptığı yorumlarda kullanılan lensin markasının çok önemli olduğu görülüyor

Göz çapına ve numarasına göre uygun bir lens verilirse gözü bozma ve numarasını ilerletme ihtimali düşük deniyor. Ancak numaralı lens verilirken gözlük numarasına göre 1 derece fazla verilmesini hesaba katarsak buda göz numarasının ilerlemesini tetiklediğini gösteriyor. Özellikle gelişim çağında olan kişilerin lens takmaması doktorlar tarafından da öneriliyor. Hijyenikliği korumak gerekiyor. Ayrıca lens takmadan önce mutlaka ellerin yıkanması gerekiyor. Bildiğiniz markalar dışında lens markalarını denememeniz göz sağlığınız için önemli bir durum.

Lensleri çıkarıp içine koyduğunuz kaba her seferinde taze lens solüsyonu eklemeniz gerekiyor. Bazen kullanıcılar tasarruf adına birkaç gün aynı solüsyonu kullanıyor ve solüsyonun koruma etkinliği kaybolduğundan gözler yine mikrop kapabiliyor.

Lensler bir yere kadar hava geçiriyor. Dolayısıyla sürekli lens kullanımı sonucu gözleriniz oksijensiz kalabiliyor ve hatta göz kuruluğu denen bi rahatsızlık yaşayabiliyorsunuz. Bu da sürekli batmaya neden olduğundan ister istemez ellerinizle gözlerinizi istem dışı ovmanıza ve de gözlerin tahriş olmasına neden olabiliyor.

Categories: Güncel Tags:

SİĞİLLERİN EN TEHLİKELİ ÖZELLİĞİ: BULAŞICILIĞI – VARSA NE YAPMALIYIZ BUYRUN

Çarşamba, 01 Eyl 2010 yorum yok

Vücutta iyi huylu deri kabartıları olarak bilinen siğiller sadece bulundukları bölgede görünümü bozmakla kalmayıp, etrafınızdakilere de bulaşarak yayılım gösterebiliyor. Özellikle ortak kullanılan alanlar ve eşyalar aracılığı ile bulaşan siğillerin tedavileri de zaman geçtikçe güçleşiyor. Memorial Şişli Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Tuğba Yüzüak Türe, siğiller ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Tıp dilinde “verruka vulgaris”; halk arasında “siğil” olarak adlandırılan hastalık, derinin üst tabakasına ve mukozalara yerleşen HPV (human papilloma virus) enfeksiyonuna bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Toplumun yaklaşık %10’unda görülebilir. Çocuklarda ve  gençlerde daha sık olarak gözlenir. Lezyonların görüntüsü yerleştiği bölgelere ve virüsün tipine bağlı olarak değişir. HPV tipleri 150’in üzerindedir. Virüs ile enfekte olduktan 2 ile 9 ay arasında gözle görülür belirtiler oluşur. Ancak bu süre bazen çok daha uzun sürebilir.

Sadece ellerde değil tüm vücutta görülebilir

Siğil tüm deri ve mukozalarda ortaya çıkabilir. Görüldüğü bölge ve klinik HPV tipine bağlı olarak değişiklik gösterir. Klinik görünüme ve yerleşim yerine göre adlandırılır. En yaygın görülen tipi “verrüka vulgaris”dir. Çoğu kişi tarafından siğil olduğu rahatlıkla anlaşılır. Sıklıkla ellerde, tırnak etrafında, kollarda, bacaklarda görülmekle birlikte; vücudun herhangi bir bölgesine yerleşebilirler. Görünümleri  kabarık, düz veya saplı olabilir. Genellikle  deri rengindedir, yüzeyi pürüzlü veya düzdür olabilir, ayrıca dokunulduğunda kabalaşma hissi verir. Tırnak yeme alışkanlığı olanlarda tırnak etrafına yayılım bazen dilde ve ağızda da görülebilir. Özellikle ellerinde siğilleri olan annelerin  çocuklarında alt temizleme esnasında bulaşma ile makat ve genital bölgede siğiller oluşabilir.

Siğillerin en tehlikeli özelliği: Bulaşıcılığı

Siğiller kişiden kişiye direkt temas ile bulaşırlar. Genital siğiller en sık cinsel temasla bulaşır. Ancak indirekt bulaşmalar da gözlenebilir. Havuz kenarları, ortak kullanılan banyolar, hamam, kaplıcalar gibi ıslak ve sıcak ortamlardan ve ortak kullanılan havlu, bornoz, terliklerle de bulaşma görülebilir.

Ayak tabanı siğillerinin tedavisi daha zor

Ayak tabanı siğilleri, diğer siğillere göre daha kalın ve çok sayıda olabilirler ve lezyonlar birleşerek  mozaik siğiller oluşturabilirler. Genellikle ayak tabanında basınca maruz kalan alanlarda oluşurlar. Görünümleri tek veya  çoklu, üzerlerinde küçük siyah noktalar bulunan, yüzeyi pürüzlü hemen hemen deri ile aynı seviyede kalınlaşmalar şeklindedir. Vücut ağırlığının etkisi ile deri yüzeyinden kabaramazlar ve derine doğru ilerlerler ve ağrı yaparlar. Derin yerleşimli olduklarından tedavisi diğerlerine göre daha güçtür. Ayak tabanının aşırı terlemesi, sürekli nemli ortamda bulunması tedaviyi güçleştirir.

“Ben”leriniz ile karıştırmayın

Düz siğiller, genellikle deri renginde veya hafif kahverengimsi, üzeri düz, deriden çok hafif kabarık, zor fark edilen çok sayıda, oldukça küçük kabarıklıklar şeklindedir. Genellikle yüz ve boyun ve göğüs bölgesine yerleşirler. Genital bölgede de görülebilir. Bazen ellerde ve bacaklarda da görülebilir. Genellikle hastalarımız benlerle karıştırılır ve sayıları artığında bize başvururlar. Özellikle kadınlarda rahim ağzı kanserlerine neden olabilirler. Ayak tabanındaki siğiller ağrı yapması, yüzeyinin kalınlaşması sebebi ile nasırlarla sıkça karışırlar. Özellikle çocuklarda nasır şüphesi varsa mutlaka çok yayılmadan hekime başvurmak gerekir. Yüzdeki düz siğiller ise güneş lekeleri ile karışabilir.

Bulaşma riski yüksek

Enfeksiyonun vücuda girişi ve siğil oluşumu için kolaylaştırıcı faktörler vardır. Deri bütünlüğünün bozulması virus için giriş kapısı oluşturur (küçük yara ve kesikler, tırnak yeme alışkanlığı). Kişinin bağışıklık sisteminin bozulması (kansızlık, beslenme bozuklukları, kontrolsüz diyetler, aşırı yorgunluk, stres, düzensiz uyku), bağışıklığı baskılayan hastalık veya ilaç alımı, alerjik kişilerde, çok eşlilerde(genital siğillerde) bulaşma riskini yükseltir.

Yayılmadan tedavi edilmeli

Çocuklarda görülen siğiller 1 yıl zaman içinde kendiliklerinden gerileyebilirler. Ancak bunun garantisi yoktur ve bu süre içinde tedavisini çok daha güçleştirecek kadar yayılabilir ve çevresindekileri de enfekte edebilir. Erişkinlerde ise kendiliğinden gerileme oldukça nadirdir. Hastalığın tanısı konulduğunda tedavi edilmesi en doğru olandır. Özellikle mukozalara yerleşen tipleri( genital bölge, makat, ağız içi) kanser oluşumu için risk oluştururlar. Deride gelişen siğillerde ise çok nadir olarak görülebilir.

Tedavi yöntemleri ve süresi değişebiliyor

Siğillerin tedavisinde kullanılan yöntemler virüsün yerleştiği dokunun yıkımına yönelik fiziksel ve kimyasal uygulamalardır. Çeşitli kimyasal solüsyonlar, elektrokoterizasyon, krioterapi (sıvı nitrojen) uygulamaları en sık kullanılanlardır   Hiçbir tedavi virüse özgü değildir bu nedenle çeşitli tedavi yöntemleri vardır. Tedavinin seçimi kadar kişinin bağışıklının cevabı da tedavi başarısını etkiler. Kimi hastalarda tek seans ile tedavi sağlanırken, bazılarında tekrarlayan ve uzun süreli tedaviler  gerekebiliyor

Categories: Güncel Tags:

İNTERNET YADA GOOGLE İNSANI SALAK YAPAR MI

Çarşamba, 01 Eyl 2010 yorum yok

Nereden biliyorsunuz? Yani ben de “İnternet kabız yapar” diye bir iddiada bulunabilirim rahatlıkla. Tarih boyunca zihni melekeyi ilgilendiren yeni teknolojiler hep zararlı bulunmuştur. Mesela Sokrat’a göre yazı yazmak hafızaya zarardı. Sonra okul, gazete, radyo ve televizyon… Bugün bunlardan şikayetçi olan varsa çıksın ortaya.

İsviçreli ünlü botanikçi ve zoolog Conrad Gessner, modern dünyanın aşırı bilgi yüklemesi yüzünden zihnin dumura uğramasından şikayetçiydi. “Bu kadar bilgi kafa karıştırıyor” diyordu.
Bugün dijital ortamın risklerine ilişkin pompalanan uyarılarla birebir örtüşüyordu şikayetleri.
Aslında Gessner hayatta e-mail filan atmamıştı. Bilgisayar denen aletten de haberi yoktu. Çünkü internete girmek için daha 4 yüzyıl beklemesi gerekiyordu. 1565 yılında öldüğünde, bilgisayar henüz icat edilmemişti.

Tabii burada Gessner’in hafiften mazohist olduğunu belirtmek gerek. Dağlarda çiçek böcek kovalamakla yetineceği yerde, evrensel kitap endeksi hazırlamaya kalkışmıştı. 16. yüzyıla kadar yaşamış ne kadar yazar varsa topunu, eserlerinin adlarıyla birlikte “Bibliotheca universalis” adlı endekste toplamıştı. Latince, Yunanca ve İbranice şeklinde. Endeks yararlı olmasına yararlıydı ama, o uzun çalışma Gessner’in asabını bozmuştu. Yazılmış onca satırı, zihin bulandırıcı fuzuli malumat olarak görmeye başlamıştı.

Yeni buluş ve teknolojilerin getirdiği fazla bilgiye karşı duyulan korku, bilginin kendisi kadar eskidir. İnsan beyni pek de matah bir organ değilmiş gibi, sürekli süngere dönmesinden endişe edilir nedense.
Şimdi fennin son icadı internet ya, kendini nörolog, sosyal psikolog zanneden bir takım “uzmanlar” hemen her gün bir uyarı yumurtluyor. Medya da yayınlıyor. Absürd uyarılar var. Mesela CNN, “E-mail, IQ’ya esrardan daha zararlı” haberi verebiliyor. Daily Mail, “Facebook kullanıcısı olmak, kanser riskini artırıyor” diye yazıyor. “Twitter ve Facebook, ahlaki değerleri yok ediyor. Facebook gençliği çevresiyle ilişki kuramıyor. İnternet dikkat bozukluğuna yol açıyor” şeklinde uzayıp gidiyor uyarılar.
İnternet yüzünden uzun soluklu yazılara odaklanma sıkıntısı çekildiği söyleniyor. Eh, bu çağda okumalar da böyle, ne yapalım.

OKUR-YAZARLIK BİLE ZARARLIYDI

Bunların hiçbiri bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu sonuçlar değil. Çoğunlukla kişisel görüşlerin genelleştirilmesinden ibaret. Aslına bakılırsa araştırmalar tam tersi sonuçlar veriyor. Mesela, internet ile zihinsel sorunlar arasında bağlantı bulunamadığına dair yığınla çalışma var. Sonra, sosyal arkadaşlık sitelerinde aktif olanların, internet dışı sosyal hayatlarının daha iyi olduğu çıkıyor araştırmalardan, Bilgisayar oyunu oynayanların da bilgiyi özümsemede, oyun oynamayanlara göre daha başarılı olduğu anlaşılıyor.

Ama, yeni buluş ve teknolojilere kötümser bakmayı seviyoruz. Hem de yüzyıllardır.

Düşünün, okur-yazarlık bile zamanında zararlı bulunmuştu. Socrat’ın yazı yazmaya itirazı meşhurdur. Büyük düşünür, “Yazı yüzünden unutkanlık başlayacak, çünkü yazı yazanlar hafızalarını kullanmayacaklar” diye düşünmüştü.

TELEVİZYON SEYRETMENİN İLMİ

Avrupa’da gazetelerin yaygınlaşmaya başladığı 18. yüzyılda Fransız devlet ve din adamı Malesherbes, gazete okumanın insanları toplumdan tecrit edeceğini ileri sürmüştü. Çünkü ona göre havadislerin toplu ortamlarda, yetkili bir makamdan alınması gerekiyordu. Mesela kilise kürsüsünden. 19. yüzyılda Amerika’da, okul eğitiminin çocukların beyin ve sinir sistemlerine zararlı olduğunu ileri sürenler çıkmıştı.
Radyo icat edildiğinde ise alet çocukların dikkatini dağıtacak, derslerini etkileyecek, dengeler bozulacak diye şikayetler başladı. Ama tabii hiçbir icat televizyon kadar müsibet görülmedi. Radyo tiyatrosu dinleyen hoş aile tablolarını ortadan kaldırdı diye bile hayıflanıldı.

Hatırlar mısınız, televizyon seyretmek, uzay gemisi yönetmek kadar komplike bir işti bir zamanlar. Alete hangi açıdan, kaç metre öteden bakılacak, cihaz hangi yükseklikte duracak gibi önemli meselelerimiz vardı. Zararlı ışınlara karşı koruyucu mavi camlar filan takılırdı.

Şimdi neden konuşmuyoruz bunları? Televizyon seyir ilmi mi zayıfladı?

Categories: Güncel Tags:

MARKO/BRANİSLAV JOVANOVİC KİMDİR

Salı, 31 Ağu 2010 yorum yok

Marko Jovanovic ve Branislav Jovanovic.

Transfer sezonunun sonları yaklaşırken, Galatasaray’la ilgili haberler de çoğalmaya başladı. Bugün ortaya atılan bir iddia konusunda da ilginç gelişmeler yaşandı.

Önce Lig TV’nin verdiği habere göre Galatasaray, bu oyuncuyu İstanbul’a getirdi ve sözleşme imzalayacak denildi. Daha sonra başka bir kaynağın verdiği bilgiye göre İstanbul’a getirilen oyuncunun Marko Jovanovic değil, yine Partizan’da forma giyen Branislav Jovanovic olduğu belirtildi.

Galatasaray’ın internet sitesinde bu transfer haberini yalanlarken verilen bilgiye göre de, önce Marko daha sonra Branislav ismi kullanıldı.

Son olarak İstanbul’a getirilen oyuncunun Branislav Jovanovic olduğu söyleniyor. Biz her iki oyuncuyu da tanıyalım. : )

Marko Jovanovic Kimdir?
Marko Jovanovic henüz 22 yaşında ve hem stoper hem de ön libero mevkiinde görev yapıyor. Sert futbolu, mücadeleci yapısı ve teknik futbolu ile dikkatleri üzerine çeken Jovanovic 2005-2007 yılları arasında Teleoptik’te forma giydi. Bu takımda 54 maça çıkan ve 1 golün altına imza atan genç futbolcu, 2007 yılında ise Partizan’a transfer oldu. Partizan’da 44 maça çıkan Marko Jovanovic Sırbistan U21 Takımı’nda ise 22 kez forma giydi.

Branislav Jovanovic Kimdir?
1985 doğumlu olan Branislav kariyerine alt lig olan Radnički Jugopetrol’la başladı.Profesyonel kariyeri çok farklı klüplerde devam etti Radnički Jugopetrol (Beograd), Jedinstvo Surčin ve Beograd gibi yerel Belgrad kulübü için oynadı, daha sonra Güney Kıbrıs’ın Ethnikos Achnas kulübünde devam etti.2009 yılının bahar döneminde Sırbistan Süper Ligindeki Napredak Krusevac, takımında bir sezonda 5 gol attı,kaliteli bir futbolcu olduğunu kanıtlayan Branislav Jovanovic bir anda kendini Sırbistan şampiyonu FK Partizan’da buldu.

Categories: Güncel Tags:

GALATASARAY – MİSİMOVİC İMZA TÖRENİ

Salı, 31 Ağu 2010 yorum yok

Cimbom uzun süredir transferi için uğraştığı Misimovic’i nihayet renklerine kattı… Sabaha karşı İstanbul’a gelen Boşnak orta saha oyuncusu bugün sözleşmeye imza atacak. Transferin bitmesine saatler kala Galatasaray bombayı patlattı…

Birçok isimle temasta olan Sarı-Kırmızılılar uzun süredir peşinden koştuğu Zvjezdan Misimovic’i renklerine kattı. Almanya’da pazarlıkları sürdüren Futbol A.Ş. Genel Müdürü Adnan Sezgin satranç maçını andıran görüşmelerin ardından Wolfsburg’un inadını kırdı.

Categories: Güncel Tags:
idaa oyun oyna bilmeceler fesbuk Değişik oyunlar facebook giriş Güzel mesajlar komik sözler gmail giriş hosting